Yönetmen: Doğa Kılcıoğlu
2010, 52', renkli, Türkçe

Hemen her gün Türkiye televizyonlarında ‘evlendirme programları’ yayınlanıyor. Yaşamını kendisi gibi eş arayan biriyle birleştirmek için binlerce kadın ve erkek, televizyon kanallarının önünde uzun kuyruklar oluşturuyor. Esra Erol’la İzdivaç bu programlardan biriydi. Şovun sunucusu Esra Erol sahnede çok rahat görünüyor, oysa sahne arkasında programın iyi geçmesi için dua ediyor. Programın yönetmeni, canlı yayında tempo yavaşladığında Esra Erol’un kulağına tüyolar fısıldıyor. Onun da asıl rüyası belgesel yapmak aslında. İşaret verildiğinde izleyiciler ayağa kalkıp alkış tutuyorlar. Stüdyodaki izleyicilerin arasında sık sık gördüğümüz Sakine Hanım, programdan programa gezerek geçimini sağlıyor. Bir boksör boks eldivenleriyle geliyor programa, 75 yaşında bir amca kaldığı huzur evinde hayatının sonbaharını birlikte geçirebileceği kadını arıyor. Lafı dolandırmayan ve yalnızca gerçeği gösteren bu film, Esra Erol’un bir fenomene dönüşmüş programının kamera önü ve arkasından çok etkileyici kesitler sunuyor.

İçeri Adım, Dışarı Adım

Onun Filmi

İçeri Adım, Dışarı Adım

Gizli

İçeri Adım, Dışarı Adım

Kamerayla İzdivaç

Kamerayla İzdivaç

Chlebowski'nin Sultanı

Chlebowski'nin Sultanı

Bu resim, Stanisław Chlebowski’nin savaş dışı bir konuyu ele alan büyük tuvallerinden biri; boyut olarak bununla karşılaştırılabilecek tek resim, bugün İstanbul Askeri Müzesi’nde bulunan Kâğıthane’de Osmanlı Hayatı’dır.

Bir Fotoğrafçı Biyografisi Pascal Sebah

Bir Fotoğrafçı Biyografisi Pascal Sebah

1857’de Beyoğlu Postacılar Caddesi’nde “El Chark Societe Photograhic” adlı bir stüdyo açan levanten kökenli Pascal Sébah, 1860 yılında fotoğraf tekniğini iyi bilen ve bu alanda Paris’te çalışmalar yapmış A. Laroche adında bir Fransızla birlikte çalışmalarını sürdürmek üzere Rus Elçiliği’nin bitişiğindeki stüdyosuna taşınır...

Modernite  Moderni İnşa Etmek / Moderni Yeniden Biçimlendirmek

Modernite Moderni İnşa Etmek / Moderni Yeniden Biçimlendirmek

Bir koleksiyonun en az dört kuşak boyunca aktarılması gerektiğine inanan ve bunu bir bayrak yarışına benzeten Nahit Kabakcı’nın 1980’lerden itibaren oluşturmaya başladığı Huma Kabakcı Koleksiyonu Türkiye’de, bilinçli ve sürekliliği olan az sayıdaki koleksiyondan biri.