Yönetmen: Aynur Özbakır
Türkiye, 2024, 41’, DCP, renkli
Türkçe, İşaret dili

Sessiz Dans, Türkiye’nin ilk işitme engelli balerini Eda Tavacı’nın seslerle, müzikle, insanlarla ve bedeniyle kurduğu sıradışı ilişkinin hikayesini anlatıyor. Gürültüye, yerleşik alışkanlıklara, sağırlığa karşı dans ederek hayata tutunan genç bir kadının zorluklarla, kırılganlıklarla dolu yaşantısından bir başarı hikayesi çıkartıyor. Eda’nın hayali, metropol keşmekeşinde kadına yönelik şiddetin karanlığında kendi sesini bulmak ve başkalarına ilham vermek üzerinedir. Peki duyarlılıklarını her geçen gün yitiren bir dünyada, en çok annesinden destek beklerken dünyanın geri kalanıyla da bağ kurarak kendini güçlendirmeye çalışan bir kız çocuğu bu naif arzusunu nasıl gerçekleştirebilir? Film, Eda Tavacı’nın çocukluğundan başlayarak üniversiteyi bitirmesine kadar hayatının dönüm noktalarına ışık tutuyor; bale sahnesini kocaman bir dünyaya dönüştüren, duyamadığı müziği hayal ederek bambaşka bir ritim duygusu yakalayan, seslerin yokluğunu bedenindeki saklı enerjiyle telafi eden bir sanatçının portresini çiziyor.

Film ekibinin katılımıyla gerçekleşecektir.

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

Dargeçit

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

Küçük Buluntular

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

Sessiz Dans

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

Anadolu’nun Deli Kadınları

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

Yakto Terk Edilemez!

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

No.910

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

Kürdistan’da Sis ve Gece

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

Sweet Home Adana

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

Elizabeth’in Biricik Yaşamı

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

Zarafet ve Şiddet Arasında

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

60’’

DOCUMENTARIST 17. İstanbul Belgesel Günleri

Nehre Su Taşımak: 20. Yılında Anadolu Kültür

İstanbul: Öncesi & Sonrası

İstanbul: Öncesi & Sonrası

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu’ndan seçtiğimiz, 1850’lerden 1980’lere tarihlenen İstanbul fotoğraflarındaki manzara ve mekanları, bu yerlerin günümüzdeki görünümleriyle birlikte sunuyoruz!

ÇOK İŞ VAR YAPACAK <br>…lâkin zaman!

ÇOK İŞ VAR YAPACAK
…lâkin zaman!

Yitirilmiş bir dostun ardından ona, onun geride bıraktıklarına dönüp bakmak bugün bize ulaşanların izlerini sürerek ona dair, “eseri”ne dair bir şeyler yapmaya kalkışmak ne zor işmiş! Samih Rifat’ın, birbirimize seslendiğimizde kullandığımız unvanıyla “Samih Usta”nın fotoğrafları, filmleri, desenleri, çevirileri, şiirleri, kitapları ve defterleri etrafında, birlikte farklı kurumlarda mesai yaptığı arkadaşlarının çalıştığı Pera Müzesi’nde açılacak bir sergi ve başka bazı etkinlikler yapma  hazırlama sorumluluğunu üstlendiğimde doğrusu bu zorluğu sezmiş ama köklerinin ne denli derine inebileceğini tam olarak kavramamıştım. Birden fazla nedenle.

Osmanlı’da Kahve İkramı

Osmanlı’da Kahve İkramı

Osmanlı saray ve konak haremlerinde kahve ikramı törenle yapılırdı. Önce gümüş tatlı takımı ile tatlı (reçel) sunulur, ardından kahve ikramı başlardı. Kahve güğümü, tombak, gümüş veya pirinçten yapılmış, ortasında kor ateş bulunan ve kenarlarına takılı üç zincirden tutularak taşınan sitile oturtulurdu. Sitil örtüsü ise, yuvarlak, atlas veya kadifeden, sırma, sim, pul, hatta inci ve elmas işlemeli olurdu.